Amerika' da Hayat / Kariyer

Etik

İş yerimde internet üzerinden etik davranış eğitimimi tamamladım, okuduğumu ve anladığımı kabul ettiğim kutucuğu işaretledim. Gerçekten okudum ve anladım, yüksek muhtemel bu konularda yan basmam. İçimde bir ‘acaba?’ nın kalıyor olması ise ‘Türklük’ ten. Amerika’ da sosyal ortamlarda 6 yıl geçirmiş olsam da acaba hala Orta Doğu coğrafyasında normal sayılan ama buralarda etik olmayan konuları bir Amerikalı gibi ele almadığım oluyor mu diye sormadan edemiyorum. Türkiye’ de ailemiz tarafından düzgün yetiştirilmiş ve de kendimizi yetiştirmiş olsak da, medyanın kalitesizliği, politikanın ikiyüzlülüğü, ekonomik şartlar, hukuksuzluk, sosyal adaletsizlik, ırkçılık gibi düşük seviye hayat şartlarına uzun süre maruz kalmak etik çıtasını aşağıya çekmezse bile etiksizliği anlaşılabilir hale getiriyor. Toplumun birey üzerindeki baskısına hak verdiğim tek konu bu. Çünkü  “yontulan” kişi, eğitimini sosyal ortamda kah acı deneyimlerle kah o deneyimleri yaşama korkusuyla aldığı için, o daha kalıcı bir eğitim, daha kalıcı bir bilgi, başta zorla, sonradan daimi düzgün insan olmana yol açıyor. Toplum zıvanadan çıkmışsa – mesela canım ülkemdeki gibi- bu eğitim eksik kalıyor haliyle. Baskının alası var ama daha çok etek boyuna odaklı.

Türkiye’ yi eleştirmeye nereden başlasam bilmiyorum. Bizzat içinden çıkıp geldiğim için olayları etraflıca kıyaslayabiliyorumdur herhalde. Genelde bu duygularım annem bizi ziyarete geldiğinde, evde Türk kanalları izlenmeye başlandığında daha da depreşiyor. Dizileri ele alın. Dizilerde genelde işleyiş – konu – senaryo benzer olunca halkın çoğunluğuna hitap ettiği sonucuna varabiliriz.  Bu demek oluyor ki, aynı zamanda orada dönen konuşmalar çoğunluk tarafından okey. Herkesin birbirine sürekli bağırması, dış görünüş ile dalga geçilmesi, erkeklerin yakışıklılarının kızların güzellerinin en iyi makamlarda yer alması, maddi zenginliğin dünyanın en önemli şeyiymiş gibi sunulması vb gibi arka plan detaylar senaryodan bağımsız hayat bulan, topluma ayna tutan gerçekler. Ayıp sayılan şeylerse tamamen bağnaz, gelenek – görenek – ar – namus üzerine kurulu, normalde hayatından bir dakikanı bile vermek istemeyeceğin saçma sapan konular.

Etik dersi, Amerika’ da kurumsal firmaların çalışanlarına almayı zorunlu kıldığı bir ders. Aldıktan sonra okuyup anladığına dair imzanı atacaksın ve bundan sonrasından sen sorumlusun. Yanlış yapmayacaksın, yanlış yapan kim olursa olsun uyarmaya ya da şikayet etmeye çekinmeyeceksin. Başkalarının düşüncelerini küçümsemek, sürekli dalga geçmek, sarkastik olmak, hakaret etmek, tehdit etmek, bağırmak, iş arkadaşını yetersiz olmakla suçlamak, başarısız olması için tuzak kurmak, aşağılamak, dışlamak, bilgi saklamak, işarkadaşının çalışmalarını sabote etmek gibi etik olmayan davranışlar gösterenlerin davranışları yanlarına kalmaz.

Altı yıl önce Türkiye hayatımı tamamladığımda 4 yıllık çalışma deneyimim vardı. Bu süre içerisinde farklı iş yerlerinde yaşadıklarımı hatırlıyorum da: Çalışanlarına maaşını zamanında ödemeyen işveren mi ararsın, o zamanlar yasaklanmış olmasına rağmen Genel Müdür’ ün akrabası olduğu için yan masamda fosur fosur sigara içme hakkını kendinde gören zorba mı ararsın, ODTÜ’ lüyüm diye bana verilen birkaç yüz TL fazla maaşı kıskandığı için dışlamaya ve bilgi saklamaya and içmiş çete iş arkadaşları, sana bir gram saygılı davranmayan “üst” ünün önünde ceket ilikleme ritüelleri (yoksa kara listedesin), gereksiz yere birbirine bağırmalar, küçük düşürmeye çalışmalar,.. Bunların en az birkaçı eminim bir şekilde size de tanıdık geldi. Hayatımda 4 yıl boyunca her gün kemiğime işleyen bu konuların hepsi birden Amerika’ ya geldiğimde yok oldu. Çünkü asıl ayıp ve yasak olan bunlar. Ofise mini etekle gitmek değil, Cuma öğleden sonra iş yerinde bira açmak değil, patronunun karşısında sakız çiğnemek ya da ona ismiyle hitap etmek değil.

İşin bir de kadın – erkek ilişkiler, taciz, kadının sessiz kalma zorunluluğu hissetmesi, kalmazsa adının çıkmasından korkması detayları var ki Türk Milleti’ nin daha yüzyıl bu konuları aşabileceğini sanmıyorum. 2015, Türkiye adına umutlarımın tükendiği bir yıldı. Ama yine de yeni yıl dileklerimiz yerini bulsun. 2016′ da herkese insanca yaşayabileceği bir hayat diliyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*