Kariyer

Kötü Aday

Geçenlerde hayatımın en başarısız mülakatçısıyla işkence gibi 2 defa görüşme yaptım. Aday direkt benim yanımda çalışacağı için iş arkadaşlarımdan daha uzun süre görüştüm, bu yüzden biraz daha fazla kusur aramış ve dolayısıyla bulmuş olabilirim, ama sizi temin ederim ki asla cadılık yapmadım. Bence yazıyı okumayı bitirince bana hak vereceksiniz.

Saat 10′ daki görüşmeye yarım saat geç kaldı. Trafiği hesaba katmamış.

Siyah beyaz puantiyeli kiloş elbisesi ve görüşme boyunca kafasının üstünden indirmediği güneş gözlüğü ile piknik havasında bir mülakat yaşattı hepimize ki aslında sevimli algılanabilirdi eğer ki diğer yanlışları yapmasaydı.

Her adaya uyguladığım temel, gayet basit, ama çalıştığımız alan ile ilgili fikir yürütmesi gereken mini sınavın neredeyse yarısını verilen süre içerisinde tamamlayamadı, tamamladığı diğer yarısının çoğunu ise yanlış cevapladı. Üzerinde tartışmak istediğimde de “ben bunları bilmiyorum” diyerek kestirip attı.

Özgeçmişinde bildiğini belirttiği birçok şeyi aslında bilmediğini gösteren cevaplar verdi. Aradığımız teknik özelliklerden sadece birkaçında yeterli olduğunu kendisi de mülakat boyunca birkaç kez söyledi.

Şirket hakkında hiçbir araştırma yapmadan gelmiş, ne işle uğraştığımız konusunda tam olarak fikri yok.

Onu LinkedIn’ den bulduğumuz için iş ilanı elinin altında değilmiş, arayıp bulma ya da İnsan Kaynakları’ ndan isteme gereği duymamış.

İşini değiştirmek için motivasyonunu sorduğumda ise şimdiki işinin evine olan uzaklığından şikayet etti.

Ama en bombası, iş ve ev arasındaki trafikten bahsederken o meşhur “F word” dediğimiz kelimeyi kullandı. Oha artık!

1.5 saatimi harcadıktan sonra patronuma olumsuz fikrimi belirttim. Ama sonra baktım ki bu aday şu anda çok beğendiğimiz bir şirkette çalışmakta olduğu için ekip arkadaşlarımdan bazıları görüşmeleri devam ettirmekte kararlı. Normalde bu hatalardan 1-2 tanesi tekrar çağrılmaması için yeterli sebep iken, ikinci görüşmeye çağrıldı ve ben haliyle yeniden görüşecekler arasında yer aldım. Bu kez herşeyin iyi gitmesini dileyerek, farklı bir yol izleme kararı aldım. Bilgisini ya da mülakat etme tarzını sınamak yerine tahtada ona neyi nasıl yaptığımızı anlatacak, yerinde sorular mı soruyor ya da hızlı anlıyor mu ona bakacaktım.

Tahtaya daha yeni birşeyler yazıp çizmeye başlamıştım ki odada sürekli bir bip sesi. 1-2 dakika boyunca ses sanki kızın çantasından gelmiyormuş gibi davranıp devam ettim. Ses kesildi. Birkaç dakika sonra tekrar başladı. Çantasına elini atıp telefonunun sesini kapatsa herşey çok güzel olacak aslında. Ama yapmadı. En sonunda ben sempatik olmaya çalışarak “bu ses ne, birisi odada telefon mu unuttu acaba?” falan deyince elini telefona uzatıp kapattı. Gülüştük, anlatmaya devam ettim. O alakasız sorular sordu, herşeyi en baştan anlattım. Tahtada işimi bitirip karşısına oturunca ise yakasının altındaki lekeyle tanışma şerefine nail oldum. Beyaz gömlek üzerine pek güzel durmuş, her görüşmeye getirilmeli bence.

Neyse ki sonunda reddedildi. Şimdiye kadar şahit olduğum en kötü aday, benim on yıl önce ilk iş görüşmemdeki halim zannediyordum ama bu arkadaş o minik beni solladı. Bir ara o günümü de anlatayım, şimdi hatırlayınca kulağıma çok eğlenceli gelse de mülakatımın ortasında hüngür hüngür ağlamak o gün pek hoşuma gitmemişti :)) Tekrar düşündüm de, belki hala en kötü aday tacı bendedir!

3 Comments

  1. Geçmiş olsun. Ya işe alınsaydı ve sen onunla çalışmak zorunda kalsaydın! Rutin bir mülakat olsaydı unutulur giderdi, bu bir örnek olarak yaşam boyu bir yerlerde duracaktır.

  2. Kürşat abilere mi ağladın sen? İnanmıyorum 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*