Kaliforniya / Nevada / Road Trip

Death Valley

Sonunda eşim elini taşın altına koydu ve bir yazı yazdı. Aslında yeni favorimiz  Gezginin Pusulası için yazdı, ama bu fırsattan sonuna kadar faydalanıp Death Valley – Ölüm Vadisi postunu hemen aldım, kendi bloguma kopyaladım.. Ohh be, hayat böyle ne rahatmış… 😉 Bizim beyden gelsin:

“Turkiye’de “Olum Vadisi” gibi bir isim duyarsaniz muhtemelen insanlarin abarttigini dusunursunuz. Ben ve esim de aynen boyle dusunduk ve bazi tedbirleri almamiz gerekenden biraz daha gevsek aldik diyebilirim. Mesela “GPS, telefon ve internet calismiyor, yaniniza kagit harita alin” uyarisindan ne anlarsiniz? Tabii ki Amerikalilarin her zamanki gibi gereginden fazla panik olduklarini… Biz Turkuz, bize birsey olmaz!

Las Vegas’ta yeteri kadar kaldiktan sonra gunah cikarmak icin “Death Valley’e dogru yola ciktik. Vegas’tan Beatty sehrine kadar cok kolay bir yol oldugunu soyleyebilirim, sadece 2 saat civari. Yollar genis, GPS, telefon ve internet calisiyor. Beatty, yaninda “Death Valley” olmasa kimsenin umrunda olmayacak kucucuk bir Nevada sehircigi. Orada tek gorebileceginiz maden ocaklari ve madenciler. Tabi bu sirada arabanizin bozulmamasi icin dua etmeniz gerekiyor. Beatty’den sonra GPS’in yardimiyla kolaylikla “Death Valley’ girisini bulup iceri suzuluveriyorsunuz. Yollar hala daha genis. Iceri dogru girdikce sicaklik artmaya basliyor, Olum Vadisi daglarin arasinda sikismis bir col aslinda. 1800’lu yillarda ‘altina hucum’ dan nasibini fazlasiyla almis fakat daha sonra altin konusunda verimli olmadigi anlasilinca daha farkli madenler cikarilmaya baslanmis. Tabii ki toprak agasi o gunlerde Amerika’nin diger yerlerinde oldugu gibi beyazlar degil, yerli kabileler; ‘Timbisha Shoshone’ kabilesi ‘Olum Vadisi’nin tek soz sahibi. Bugun bile bu topraklarin sahibi bu kabile ve hatta Shoshone adli bir kasaba bile mevcut vadide. Gece barda karsilastigimiz bir yerli o topraklarin atalarindan emanet oldugunu ve orasinin dunyanin merkezi oldugunu bile soyledi bize, ama belki ictigi cok yogun ‘ates suyu’ nun etkisiyle yabancilari etkilemek icin soylenmis sozler de olabilir bunlar, malum arkadas ‘Olum Vadisi’ nde degil de Vegas’in parlak isiklarinin altinda yasayip vadiye tatil icin geliyordu 🙂

Vadiye girdigimiz ilk gun “Information Desk’teki arkadasin bize tavsiye ettigi yolu izledik. Vadiye erken girebildigimiz icin once “Devils Golf Course” a gittik. Soylendigine gore burada sadece Seytan golf oynamaya cesaret edermis! Burayi gorup etkilenmeyecek bir insan tanimiyorum. Aslinda burasi bir tuz golu ama goz alabildigine beyaz, goz alabildigine duz. Tuz yapilarindan dolayi puturlu bir yapisi var ve cok degisik. Oradaki duygularimizi aktarabilecek fotograflar cekmeye calistik ama hicbir kare o kadar genis ve duz cografyayi tam anlamiyla almadi. Daha sonra ikinci adresimiz “Badwater” oldu. Neden ‘Kotu Su’ denildigini gercekten bilmiyorum ama tuzlu duz bir alan oldugunu soyleyebilirim. Belki buraya gelen ilk gocebeler suyunu denedi ve kotu olduguna karar verdi. Hava kararmadan gidecegimiz noktalardan birinin “Artist’s Palette’ olduguna karar verdikten sonra yola ciktik. Eminim Google’da ‘Artist’s Palette, Death Valley’ yazdiginiz zaman cok guzel resimlere ulasiyorsunuzdur. Bizim icin de oyle oldu,  renkli dag manzarasinda cok guzel resimler cektik. Ve burada yaklasik yarim saat harcadiktan sonra o gunluk son hedefimize yoneldik; Dante’s View. Mutlaka hava kararmadan once ulasmamiz gereken bir nokta olan Dante’s View, vadinin kor noktalarindan birinde bulunuyordu. Daha once burada olumler olmus, onun icin isi oldukca siki tutuyorlar diyebilriim ama yine de olup olmemek sizin elinizde! Yaklasik bir saat icinde ulastik, hava kararmadan yarim saat once… ve bu yarim saatte vadinin zirve noktalarindan birinin tadini doya doya cikardik. Harika fotograflar cektikten ve oradaki guclu ruzgari yeterince yedikten sonra ayrilmaya ve artik kendimize kalacak bir yer bulmaya karar verdik. 1 saat sonra zifiri karanlikta ulastigimiz ilk otel bize deli bir fiyat cekince daha 1 saat yolumuz oldugunu anladik ve zifiri karanlikta vadinin guney dogu tarfindan kuzey bati tarafina yola ciktik. Zifiri karanlikta gecirdigimiz o 1 saatlik yolu unutabilecegimi zannetmiyorum. Sadece telefonla konustugumuz bir otele gidiyoruz, GPS, internet calismiyor, telefon cok zayif. Oteldeki yetkili bize gelin demis ve uygun bir fiyat vermis ama otel karanligin dibinde. Tek gorebildigimiz Samanyolu ve yol. Ve tabi esimle aramizdaki sakalar, ya ‘Olum Vadisi’nin dibindeki oteli isletenler ‘Vampir’se ne olacak… 1 saatlik yolculugun sonunda otele ulastik ve korkulacak bir yer olmadigini gorduk. Hatta tam tersine cok sempatik, gece uyumak istemeyen herkesin dolustugu bir bari olan bir oteldi. O barda pek cok insanla tanistik, genellikle fotografcilar, kizilderililer ve Death Valley Serifi. Western izleyenler cok iyi bilir ki Serif ve Kizilderili ayni karede gorunmemesi gereken iki farkli seydir. Ama zaman Amerika’yi coktan dize getirmis diyebiliriz. Serif ve Kizilderililer o kadar sicaktilar ki biz de muhabbete karismadan edemedik. Bir sure sonra herkes IPA’lerini yudumlarken Turkiye’den bahseder oldu; bu arada, kizilderililerin, en azindan ‘Timbisha Shoshone’ kabilesinin atalarinin Turk oldugundan haberleri yok! Neyse biz koklerini hatirlattik, artik yakin bir zamanda Turkiye’ye kabilece bir gezi bekliyoruz! Gece harika bir sekilde sonlandi, ama sabahinda alinacak yollar var, ustelik de Amerika’nin en zor cografyalarindan birinde! Herkesle vedalastiktan sonra yarinki yol planimizi yapmak uzere odamiza cekildik!

Sabahin korunde gunesle birlikte uyandik. Harika bir hava, super dinc hissediyoruz! Bugun ilk hedef kum tepeleri. Dev kum tepelerine ulasmak yarim saatimizi aldi, gezinmek 1,5 saatimizi. Arabistan’a gitmeye gerek yok, burada aynilari var. Buyuk kucuk, sekil sekil ne ararsan… ‘Mesquite Flat Dunes ’da ‘Star Wars’ filmleri de cekilmis. R2D2 ve C3PO ‘nun col yaratiklari tarafindan saldiriya ugradigi yeri hatirlarsiniz. Biz saldiriya ugramadik ama kum tepeciklerinin uzerinde yalinayak gezerken yilan da gorduk ‘sokarpiyon’ da. Sonradan ogrendigimize gore ikisi de turunun nadide ornekleriymis ve “oluleri bile oldurecek kadar” zehir tasiyorlarmis.

Bir sonraki noktamiza gitmek tam 1 saatimizi aldi; ‘Ubehebe Crater’. Harika, kocaman bir krater! Korkunc bir ruzgar esliginde cekilen fotograflar ve kraterin merkezine inis! Kraterin merkezine inip geri gelmek icin 2 saatimizi harcasak da harika bir tecrubeydi diyebilirim. Ve bu sirada kafamiza bir meteorun dusmemis olmasi sevindirici! Neyse artik maden kasabasi ‘Rhyolite’ zamani. En az 1 saat mesafe var ve yola cikmamiz lazim! Rhyolite, Beatty sehrinin dibinde kucuk bir hayalet maden kasabasi. 1800’lerin ortasinda kurulmus, 1900’lerde terk edilmis. Hersey eskisi gibi duruyor, koltuklar, bar, ev esyalari, arabalar… Belli ki kimse bir daha buraya gelmek istememis. Saat 17:00 civari, artik eve donme zamani. Ev 6 saat uzakta derken GPS’te evin 9 saat uzaklıkta oldugunu goruyoruz ve yanlis hesap yaptigimizi anliyoruz. Rhyolite vadinin en dogusu Nevada’da, bizim evimiz batida, California’da. Farkinda olmadan uzaklasmisiz, ve en kisa yol 9 saat ile milli parkin bati ucundan geciyor! Tabii ki Turk olmaya bir kez daha guvenerek donus yolunu incelemeden yola koyuluyoruz.

Ve saatler satleri kovaliyor, gectigimiz yollardan tekrar gecmek, sicak iklimde araba bozulmasin diye homurdanmak! Ve daha sonrasinda vadinin sinirindaki ucsuz bucaksiz daglara tirmanmaya baslamak… Iste bu cok korkutucu! Deniz seviyesinin 100 metre altindayken birden 2500 metrenin uzerine cikmak. Tshirt’le piserken birden kar altinda kalmak. Iste bu noktada keske donus yolunu biraz daha ayrintili inceleseydik laflari! Ve daha sonrasinda ne GPS ne telefon ne internetin calismadigi yerler… Artik kar ve buz sebebiyle oldukca daralmis yolda en az 1 saattir bizden baska hicbir arabanin olmadigini farketmek. Ya araba yogun buz altinda kayarsa, ya bozulursa, ya burada kalirsak donar miyiz… Ama manzara muhtesemmm! Gunes batmak uzere, yolun goturdugu yer karsimizdaki karli daglar! Artik o gecitlerin gecisimize izin verecegini ummaktan baska caremiz yok, geri donemeyiz cunku yola cikali saatler olmus! Ve daha sonrasinda zifiri karanlikta saatler boyunca GPS’siz, telefonsuz, internetsiz, tek bir arabasiz, karli buzlu, cok dikkatli bir yolculuk… Amerika’nin dogasi Turkiye’den cok farkli, kesinlikle ikna olduk. Bundan boyle her yolculuk oncesi mutlaka ayrintilariyla haritaya bakilacak, notlar alinacak, gidilecek yerle ilgili ne deniliyorsa aynen uyulacak! Ve saatler sonunda “Freeway”e cikisimizdaki mutluluk paha bicilemez!!! Ondan sonrasi normal bir araba yolculugu ve sabaha karsi eve tamamen bitmis bir sekilde varis! Bir gunde sicak, soguk, kar, buz, yagmur, col, dag, aydinlik, karanlik, olabilecek en macerali toplam 12 saat, 700 milden fazla yol! Evim, guzel evim!!!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*