Kariyer

Mülakatçı Olaraktan

Şirkette işler tıkırında, satışlar iyi. Ama sorumluluklarımızda logaritmik artışlar yaşamaya başlayıp da ben ve iş arkadaşlarım dokunsan ağlayacak duruma gelince patronlara durumu çıtlattık ve aslında Temmuz için planlanan işe alım sürecimizi öne çektirdik. Bir süredir de adaylarla görüşüp, akıllı, uslu, huyu huyumuza uygun olanlar kimlermiş, anlamaya çalışıyoruz, sonra da iş arkadaşlarımla toplaşıp her adayı irdeliyoruz. Henüz istediğimiz sayıda çalışan kazanamadığımız için görüşmeler hala devam ediyor ama Amerika’ da hangi tarz davranışlar gönülleri
fethediyor, mülakatçı koltuğundan bi kuple görme şansım oldu.

Aslında kitaplarda ya da internette söylenen ya da benim bir önceki kariyer yazımda bahsettiklerimden farklı bir durum yok, hatta gerçek hayatla bu kadar örtüşmesi beni hayrete düşürdü. Örneğin, olası mülakat sorularına önceden hazırlanmanın öneminden bahsetmiştim. Mülakat sorularına nasıl cevap verilmesi gerektiğini anlatan bir web sitesini yalayıp yutmuş bir aday, noktası virgülüne oradaki standart cevapları verse bile mülakatı yapan genelde bu robotikliği “Aferin, çalışıp gelmiş demek ki pozisyonu ciddiye alıyor” şeklinde algılıyor.

Sıcak olmak, içten olmak, saygılı olmak, oturma şekline, konuşurken el kol hareketlerine dikkat etmek mülakatçının bir adayı sevmesinde anahtar rol oynuyor. Mesela pozisyon için çok uygun olsa bile, görüşme boyunca masaya abanarak konuşan birinin başkalarına geçilme olasılığı ne sizce?

Diğer iş arkadaşlarımla kıyaslayınca, en kolay soruları soran, adaya en az stres yaşatmaya çalışan ben olmama rağmen istemeden adayları terlettiğim durumlar da oldu sanırım. Bana göre bir adayın kişiliğini anlamanın en kestirme yolu hobilerini öğrenmek olduğu için özgeçmişinde buna yer vermeyen adaylara işle ilgili deneyimlerini anlattırdıktan sonra hobilerini sordum. Hayatının her saniyesini kendisiyle geçiren bir insanın hobilerini cevaplamakta güçlük çekmesi anlaşılır şey değil, ama birçoğuna kal geldi, bir süre düşünmek zorunda kaldı. Kimisi de “arkadaşlarla takılmak” , “sinemaya gitmek”, “tabu oynamak” gibi cevaplar verip kendi kendini oracıkta imha etti. Hobinin sözlükteki anlamı boş zamanlarda yapılan dinlendirici uğraş olup, bu cevaplar soruma mantıken verilebiliyor olsa da, başkalarıyla yarışılan bir ortamda daha yaratıcı olma taraftarıyım. Bunun gibi standart cevaplar almanın en can sıkıcı kısmı da hobi başlıklı sohbeti kısırlaştırması. “Arkadaşlarla takılmak neden hoşuna gidiyor?” ya da “Tabuyu nerede oynuyorsun?” diye soramayacağıma göre, tıkanıp kaldım yer yer. Halbuki helikopter uçurmak ya da örgü örmek deselerdi muhabbet nerelere giderdi kim bilir..

Neyse, sonuç olarak mülakatçı arkadaşlarımla genelde aynı kişileri beğendik ya da aynı kişileri beğenmedik, optimumda kanımızın kaynadığı, kendini güzel bir şekilde sunmayı başarmış, profesyonel olarak uygun bulduklarımızda uzlaştık. Yakında birkaç kişiyi de alınca ben de rahat nefes alabileceğim ve sonunda Uzakbatım’a daha çok vakit ayırabileceğim.

One Comment

  1. zerrin says:

    sekercim çok kolay gelsin…:)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*